Aslı ÖZTÜRK / HT GAZETE

Türk sineması, nam-ı diğer Yeşilçam bu yıl 100 yaşını doldurdu. Bir asırlık bu köklü tarihin büyük kısmına tanıklık eden Yeşilçam Sokağı’nın o kaliteli ve şaşaalı görünümü ise çoktan tarihe karıştı. 1980 öncesinde umutsuzların şöhret, fakirlerin zengin olmak için adım adım arşınladığı o sokak şimdi gündüzleri hayalet şehir gibi... Geceleri ise gençlerin kalabalıktan ayakta duramadığı, gürültüden birbirlerini duyamadıkları bir yer halini aldı. Kuvvetle muhtemeldir ki Yeşilçam’a gelen birçok kişi ne sokağın tabelasına bakıyor ne de nerede olduğunun farkına varıyor. Sokakta adeta in cin top oynuyor. Biraz ilerleyince sağda kocaman bir “Bowling Salonu” tabelası görülüyor. Zaten hayat da orada başlıyor. Biraz ileride sola dönünce kendinizi bugünküi gençlerin “Küçük Beyoğlu” diye adlandırdığı, bir grup barın yan yana sıralandığı bir sokakta buluyorsunuz. Birçok binanın etrafı sunta ve büyük çelik tablalarla çevrilmiş. Suntaların restorasyon sebebiyle konulduğu söyleniyor fakat uzun süredir pek bir değişiklik de gözlenmiyor. Hepsinin üzeri afişlerle dolu. Görüntü kirliliği o kadar fazla ki “Yeşilçam” tabelasını oradan kaldırmak daha mantıklı gibi görünüyor.

Neden Yeşilçam deniyor?

Yeşilçam, film şirketlerinin, filmcilerin bulunduğu Beyoğlu’ndaki sokağın adıdır. 1980 öncesinde film şirketlerinin çoğunluğunun yazıhaneleri bu sokakta bulunduğu için, Türk sinemasının kısaca “Yeşilçam” diye anılmasına neden olmuştur.