Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
Mehmet Çalışkan

Miralay Ahmet Bey ile Nazire Hanım'ın çocuğu olarak 1896'da İstanbul'da doğan Şukufe Nihal, babasının memuriyeti nedeniyle ortaokulu Şam'da okurken Selanik'te özel bir okulda öğrenim gördü.
Arapça, Farsça ve Fransızca bilen Şukufe Nihal, babasının evde düzenlediği toplantılarda tanıdığı devlet adamları, şairler ve yazarlardan aldığı ilhamla memleket meselelerine küçük yaşta ilgi duyarken şiir ve makaleler yazmaya başladı.
İlk yazısı 13 yaşındayken Mehasin Gazetesi'nde yayımlandı.

16 yaşındayken Mithat Sadullah Bey ile evlendikten sonra İnas Darülfünunu'na (Kadın Üniversitesi) girdi. Darülfünun'da eğitimine devam ederken eşiyle birlikte 'Mekteb-i Ümit' adında bir okul kuran Şukufe Nihal, 20 yaşındayken eğitimciliğe başladı. Mithat Sadullah Bey ile evliliğinden bir oğlu olan Şukufe Nihal, anne olduktan kısa süre sonra eşinden boşandı.
1919'da İnas Darülfünunu ile Zükur Darülfünunu'nun(Erkek Üniversitesi) birleşmesinin gündeme gelmesiyle kız öğrencilere diğer okulun derslerini alma imkanı tanındı. Şukufe Nihal, bu imkanı değerlendirerek Zükur Darülfünunu'ndan mezun olan ilk kadın oldu.
Son sınıftayken tanıştığı politikacı Ahmet Hamdi Bey (Başar) ile ikinci evliliğini yapan Şukufe Nihal'in bu evlilikten bir kızı dünyaya geldi.

Kurtuluş Savaşı sırasında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin önde gelen isimlerinden biri olan Şukufe Nihal, evinde yaptığı toplantılarda milli mücadeleye destek olmaları için kadınları teşvik etti. Ünlü Sultanahmet Mitingi'nde Halide Edip Adıvar'ın yanında duran Şukufe Nihal, Fatih Mitingi'ndeki konuşmasıyla kalabalığı ateşledi. 

Halide Edip Adıvar (1884 - 1964)

Cumhuriyetin ilanından sonra, kadınların siyasi haklarını kazanması için mücadele eden Türk Kadınlar Birliği'nin kurucuları arasında yer alan Şukufe Nihal, 1925 - 1927 arasında yayımlanan Türk Kadın Yolu adlı derginin yazarları arasında yer aldı.
Şukufe Nihal'e edebiyatın 3 ünlü ismi âşık oldu.
Nâzım Hikmet, Ahmet Kutsi Tecer ve Faruk Nafiz Çamlıbel.
Aşkına karşılık bulamayan biri daha vardı; Cenap Şahabettin'in kardeşi şair Osman Fahri.
Osman Fahri, aşkına karşılık bulamadığı için intihar etti.

Nazım Hikmet (1902 - 1963)

Osman Fahri, Şükufe Nihal için şu dizeleri yazdı;
Sen benim hem-dem-i hayalatım,
Ben senin yar-ı tesellikárın
Olacakken; fakat, nedense, Nihal
Sen benim gözlerimde dert aradın.

* 1946'da yayımlanan 'Domaniç Dağlarının Yolcusu' adlı gezi notları, Şakir Sırmalı tarafından 'Unutulan Sır - Domaniç Yolcusu' adıyla filme çekildi.

1950'lerin sonunda Ahmet Hamdi Başar'dan boşanan Şukufe Nihal, 1953'e kadar İstanbul'da çeşitli okullarda çalıştı. 1962'de geçirdiği bir kaza sonucu Şukufe Nihal'in sol ayağı sakat kaldı.
1965'te bir huzur evine yerleşen Şukufe Nihal, kızının ölümü sonucunda konuşmamaya başladı. Suskunluğunu hayatının sonuna kadar sürdüren Şukufe Nihal, 24 Eylül 1973'te yaşamını yitirdikten sonra Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı'na defnedildi.

ŞİİR KİTAPLARI
* Yıldızlar ve Gölgeler (1919)
* Hazan Rüzgarları (1927)
* Gayya (1930)
* Yakut Kayalar (1931)
* Su (1933)
* Sıla Yolları (1935)
* Sabah Kuşları (1943)
* Yerden Göğe (1960)
* Şükufe Nihal / Şiirler (1975)

ROMAN
* Renksiz Istırap (1928)
* Yakut Kayalar (1931)
* Çöl Güneşi (1933)
* Yalnız Dönüyorum (1938)
* Çölde Sabah Oluyor (1951)
* Vatanım İçin

ÖYKÜ
* Tevekkülün Cezası (1928)

GEZİ
* Finlandiya (1935)
* Domaniç Dağlarının Yolcusu (1946)

İNANMA
Güldümse inanma, bil ki bu gülüş
Güldüğüm sabahın bir rüyasıdır
Dudaklarımdaki acı bükülüş
Veda akşamının sonsuz yasıdır.

Hangi kudret var ki solan ruhuma
Senden sonra yeni bir ışık versin
Söner gün geçince bu hain humma
Ağlar mıyım başka acıyla dersin?

Bir salgın alevsin içimde bugün
Yakmaya en sönmez yerden başladın
Eriyip sönersem ancak büsbütün
Sevmiş diyeceksin beni bu kadın...

SU
Kalbinden kalbime akan bir sesti
Akşam gölgesinde çağlayan o su...
Sesini en tatlı yerinde kesti
Bizi sonsuzluğa bağlayan o su.

O su, bir sır gibi mırıldanırdı;
Göğsünde bir sarı ay yıkanırdı;
Bizi Leyla ile Mecnun sanırdı
Gamlı yolumuzda ağlayan o su...

Sessiz ruhumuzu o bestelerdi,
Bize "Unutalım dünyayı" derdi...
Bir aldı sonunda verdi bin derdi,
Bizi bizden fazla anlayan o su.

Şimdi ne akşam var, ne ses ne dere;
Yolumuz ayrıldı başka ellere;
Benzetti bizi bir kırık mermere
Ruha zehir gibi damlayan o su.

Kalbinden kalbime akan bir sesti
Akşam gölgesinde çağlayan o su;
Sesini en tatlı yerinde kesti,
Bizi sonsuzluğa bağlayan o su...

NEME YETMEZ
Yakut, mine, zümrüt bana birdir kayalarla;
Bir gül dikeninden kanayan el neme yetmez?
Kâşâne, sedir, sırma, ışık onların olsun;
Bir köhne kitap, bir sarı kandil neme yetmez?

Rûhum ki yanıktır ve şifâsızdır ezelden,
Sarmak dilesem, bir kara mendil neme yetmez?
Dağlar neme yetmez, bağlar neme yetmez?
Bir kuş ki benim derdime ağlar, neme yetmez?

Yanmaz ateşinden deli gönlüm bu diyârın,
Gökten bir alev bağrımı dağlar, neme yetmez?
Kestimse ümîd artık ezelden ve ebetten;
Bir eski rübâb ömrümü bağlar, neme yetmez?

Bir çölde biten dal gibi ıssızsa da rûhum,
Dost âleminin ettiği kem söz neme yetmez?
Vardır anacak bir gün olup ismimi elbet,
Bir servinin altında dolan göz neme yetmez?

Dağlar neme yetmez, bağlar neme yetmez?
Bir kuş ki benim derdime ağlar, neme yetmez?

PAZARTESİ: Leyla Saz

'KORONA GÜNLERİNDE ŞİİR'İN DİĞER ŞAİRLERİ