Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
HABERTURK.COM

TÜSİAD’ın 49. Genel Kurul Toplantısı bugün yapılıyor. Genel Kurul toplantısının açılış konuşmaları TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ile TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik tarafından gerçekleştirildi.

"Bazı günler vardır, asla unutulmaz. Bugün, benim için öyle bir gün! Çünkü artık veda zamanı… İki yılı biraz aşkın bir sürenin sonunda, bana 12 Ocak 2017 tarihinde emanet etmiş olduğunuz kıymetli ve son derece onurlu görevi devretmek üzere huzurlarınızdayım." diyerek duygusal bir açılışla konuşmasına başlayan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, iki yılın muhasebesini yaptı.

 

Plaketini Rahmi Koç'tan alan Erol Bilecik'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

- Türkiye’nin dünyada söz sahibi ülkelerden biri olması, bu nedenle her şeyden önce dış ilişkilerimize bağlıdır. Gerçekleri görebilmek için resmin tamamını görmek gerekir. Dünyanın resmine birlikte bakalım.

- Bugün dünya, önemli bir kavşakta. Değişimin hızına toplumsal örgütlenme, siyaset ve hatta bireyler yetişemiyor. Bilinmezlik, güvensizlik yaratıyor. Bunun sonucunda siyasi krizler çoğalıyor ve ağırlaşıyor. Önümüzdeki dönemde Asya ve özellikle de Çin gerçeği göz önünde bulundurulmadan ne küresel ekonomik analiz ne de stratejik veya siyasal analiz yapmak mümkün.

- Şurası kesin: Küresel güç dengesi hızla değişiyor. Türkiye, makro düzeydeki yeni güç dağılımında coğrafyamızın da desteğiyle önemli bir ülke olma konumunu koruyacak. Ancak şunu da biliyoruz ki bugün artık jeopolitik önem tek başına güçlü kalmamızı güvence altına almaya yetmiyor.

- Bugün artık siyasette de, ekonomide de eski ezberler işe yaramıyor. Küreselleşmenin sağladığı imkânlar ortada ancak getirdiği yeni sorunlar, dünya gündeminin başında yer alıyor.

"ORTA DOĞULULAŞAN BİR TÜRKİYE'NİN BATIDA AĞIRLIĞI OLAMAZ"

Dünyanın sorunları kalıcı olarak çözmek yerine, ağrı kesiciler ile oyalandığını ama gelinen noktada ağrı kesicilerin artık yeterli olmadığını belirten Erol Bilecik, "Küreselleşmenin dışlayıcı değil kapsayıcı bir yöne evrilmesi" gerektiğini belirtti ve "Bunun için köklü reformlara ihtiyaç var. Küreselleşmeyi demokratikleştirmeden, demokrasiyi küreselleştiremeyiz." ifadelerini kullandı. 

Türkiye'nin dünyadaki rolüne de değinen Bilecik'in sözleri şöyle:

- Temeli yüzyıllara dayalı tarihsel ve stratejik yönelimimizin doğal sonucu olarak, Türkiye Batılıdır, Avrupalıdır. Fakat aynı zamanda da Doğuludur, Asyalıdır.

Dış politikadaki kördüğümü çözmek için bu, bizim en büyük gücümüzdür. “Orta Doğululaşan” bir Türkiye’nin Batı’da hiçbir ağırlığı olamaz. Oysa batıda ağırlığı artan bir Türkiye’nin, doğuda da ağırlığı artar.
Bugünkü muhasebemiz şunu gösteriyor: Türkiye’ye dünyadaki konumunu ve saygınlığını geliştirme borcumuz var!

Demokrasi ve özgürlükler başta olmak üzere tüm Cumhuriyet değerleri bize emanettir. Bu emanete sahip çıkmak, hepimizin borcudur. Ülkemizde demokrasinin gelişmesi için hepimiz var gücümüzle çalışmalıyız. Çünkü unutmayalım ki “demokrasi ithal edilmez, inşa edilir.”

Bugünkü muhasebemiz şunu gösteriyor: Türkiye’ye daha sağlam, daha güçlü bir demokrasi borcumuz var.

EKONOMİNİN SON 2 YILDAKİ MANZARASI

"Ekonomi toplumun bütün kaygılarını, bütün umutlarını doğrudan ve yakından etkiler. Ekonomi halkımızın ekmeği, çocuklarımızın geleceğidir." diyen TÜSİAD Başkanı Bilecik, veda konuşmasında Türkiye’nin en hızlı çözüm bekleyen konusu olarak ekonomiyi gösterdi ve son iki yılda tablonun nasıl değiştiğini verilerle aktardı. 

Buna göre, son iki yılın verileri şöyle:

- Ekonomik büyüme 2016’da %3,2 iken 2017’de %7,4 gibi müthiş yüksek bir seviyeye çıktı. Ancak 2018’in üçüncü çeyreğinde %1,6’ya kadar geriledi. Şu anda ise negatif büyüme, yani ekonomide bir küçülme yaşıyoruz.

- 2016 sonunda enflasyon %8,5 iken bugün %20,3. Kısaca, enflasyon ferman dinlemiyor! (7)

- Ticari kredi faizleri %15’den %25-30 aralığına kadar yükseldi.

- Döviz kuru (Dolar/TL) 2016 başında 2,9 iken bugün 5,2’ye çıktı. Yani sadece 3 yılda kurda yaklaşık %80 artış görüldü.

- İşsizlik oranı daha geçen yıl Nisan ayında %9,9 iken bugün %12’ye çıkmış durumda.

TUNCAY ÖZİLHAN: BELEDİYE SEÇİMLERİ DEMOKRASİNİN YERELDE KÖK SALMASI DEMEKTİR

"Son yıllarda yapılan tüm seçimlerde olduğu gibi bir kez daha önemi aşırı vurgulanan bir seçim dönemine girdik. " diyen Tuncay Özilhan, "Yerel yöneticilerimizi seçeceğimiz bu seçimlerin ülkemiz için bir beka sorunu olduğu görüşüne rağmen, heyecan dozu oldukça düşük bir seçim süreci yaşıyoruz. Bu gözlem, seçimlere katılım oranının bu kez oldukça düşeceği öngörüleri ile de örtüşüyor." ifadelerini kullandı.

Özilhan belediye seçimlerinin aslında yerel yönetim konusu olduğunu ve demokrasinin yerelde kök salması anlamına geldiğini vurgulayarak, gösterişli projeleri tartışmaktan bu önemli konunun tartışılamadığını belirtti.

Tuncay Özilhan'in konuşmasından satırbaşları şöyle:

780 bin kilometrekarelik topraklarımızı sadece Ankara’dan bakarak yönetmek mümkün değil.  Merkezi karar alma ve uygulamanın eskisine oranla çok kuvvetli bir hale geldiği yeni Cumhurbaşkanlığı modelinde, sistemin düzgün çalışması, merkezde keskin bir güçler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olduğu kadar, yerelliğin dikkate alınmasına bağlı.

Yerel kalkınmada geçmişte yapılmış olan hataların sonuçlarını bugün gıda enflasyonundan işsizliğe, çevre kirliliğinden kentleşmeye, birçok alanda görüyoruz.

Uzunca bir süredir gündemde olan gıda enflasyonu bu seçimlerde de en öne çıkan konulardan birisi oldu.

TANZİM FİYATLARI BELİRLİ BİR SÜRE AŞAĞI ÇEKER, ÜRETİMDEKİ SORUNLAR ÇÖZÜLMELİ

"Gıda fiyatlarının 10 yıldan beri enflasyonun üzerinde seyrediyor olması, meselenin hava koşullarından ibaret olmadığını ortaya koyuyor. " diyen Özilhan konuşmasına şöyle devam etti:

- 2007’den 2018’e dünyada gıda fiyatlarındaki artış sadece %10 olmuş. Ülkemizde ise %200. Gıda fiyatları uzunca bir süredir tüketici fiyatlarından çok daha hızlı artıyor. Bu durum meselenin yıllar içinde iyice ağırlaşmış olan yapısal boyutuna işaret ediyor.

- Hal yasası, tanzim satış mağazaları, operasyonlar, denetimler gibi gıda fiyatlarına dönük önlemler, fiyatları belli bir süre için aşağı çekmeye muvaffak olacaktır.

- Ancak, tarım üretimindeki sorunlar devam ettiği sürece, fiyatlar yeniden artış eğilimine girecektir. Çünkü, gıda fiyatlarındaki artışın esas nedeni, tarımın içine düşmüş olduğu durumdur.

"ARAZİSİ OLANIN SERMAYESİ YOK"

- Tarıma verilen teşviklerin eriyip gittiği, araziye verilen teşviklerin etkin kullanılamadığı, tarımsal girdilerin fiyatlarının hızla tırmandığı bir yapının kaçınılmaz sonucu tarımsal üretimin azalması ve çalışabilir yaştaki nüfusun neredeyse tamamının köyleri terk etmesidir. Kırlarda yaşayanların oranı son 10 yılda %34’ten %16’ya düşerken, kentlerde ve metropollerde yaşayanların oranı %66’dan %84’e yükselmiştir. Çiftçilerin oranı ise %10’dan eriyip %3’e düşmüştür.

- Nitekim, üretim istatistiklerine baktığımızda, 2018 yılında, bir önceki yıla göre, tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde %5.8, sebzelerde ise %2.6 üretim azalması dikkati çekiyor.

- Üretimin azaldığı, çiftçiliğin yok olduğu, buna karşılık tüketimin hızla arttığı bir durumda, fiyat kontrolleri ile bir yere varılamaz. Türkiye, gıda fiyatlarındaki tırmanışın önüne geçmek ve nüfusunu besleyebilmek için son yıllarda artan oranlarda ithalat yapmak zorunda kaldı.

- İthalata bağımlı hale gelmemek için tarımsal üretimi artırmak zorundayız. 80 milyonluk bir ülke olarak, Türkiye’nin gıda güvenliği ve güvenilirliğinden taviz vermesini kabul edemeyiz. Tarımı ihmal eden ülkeler geleceklerini tehlikeye atar.
Biz ihmal etmeyelim. Tarıma, sanayileşme kadar önem vermek, yatırım yapmak durumundayız. Bunun için son dönemde çok tartışılan gıda ürünlerindeki fiyat artışlarının verdiği sinyali doğru okuyalım.

- Günümüzde ölçek ekonomisinin geçerli olmadığı hiç bir üretim faaliyeti yok. Ancak, arazilerin parçalı yapısı, Türkiye tarımının en önemli sorunu. Bu durum, tarımda verimliliğin önünde çok ciddi bir engel.  Arazisi olanın da sermayesi yok.

- Çin’in her alandaki hızlı yükselişi, ABD’nin dünya liderliğini sarsıyor

2008 krizinden bu yana düşük seyreden ekonomik büyüme, yaygın işsizlik ve refahın gerilemesi sonucunda dünyada popülizmin güç kazandığını belirten Özilhan, "Milliyetçi retoriği kullanan, korumacılığı ve içe kapanmayı savunan siyasi partiler birçok ülkede prim yapıyor. " dedi.

Özilhan, "Küresel güç dengesi, hızla batıdan doğuya doğru kayıyor." derken ABD'nin Çin karşısında liderliğinin sarsıldığını vurguladı ve "Dünya tarihinde yeni yükselmekte olan gücün, statüko için tehdit oluşturduğu 16 mücadelenin 12’sinin savaşla sonuçlandığını biliyoruz. ABD’nin Orta Menzilli Füzeler Antlaşması’ndan çekilme kararı bu endişeleri güçlendiriyor." ifadelerini kullandı ancak dünyanın geçmiş tecrübelerden ders çıkardığını ve insanlığın bu sefer böyle bir sonuca izin vermeyeceğini düşündüğünü açıkladı.

Avrupa Birliği'nin önemine dikkat çeken Özilhan, "Demokrasi, özgürlük, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi geliştirmek, eksikliklerimizi tamamlamak bizim avantajımıza. Buna karşılık Avrupa Birliğinin de Türkiye’nin hassasiyetlerine daha duyarlı davranmasını beklemek hakkımız. Türkiye’nin istikrarı AB için, AB’nin desteği de Türkiye için önemli." şeklinde konuşurken konuşmasının sonunda ekonomiye dair genel görünüm ilgili görüşlerini paylaştı. Özilhan'in açıklamaları şöyle:

"YAPISAL SORUNLAR PALYATİF ÖNLEMLERLE ÇÖZÜLMEZ"

- Küresel planda yaygınlaşan popülist ve korumacı eğilimler karşısında, ekonomimizi ara malı, sermaye malı ve finansmanda dışa bağımlılıktan kurtarmak, en önemli önceliğimiz olmalı.

- Ekonomide geçen Ağustos ayında zirve yapmış olan yangının ateşi düştü. Kurlar, faiz oranları ve enflasyon, zirve noktalarından aşağı indiler. Dış ticaret açığı ve cari açık daralıyor. Ne kadar devam edeceğini bilmesek de, bunlar olumlu gelişmeler.

- Buna karşılık üretim daralıyor, satışlar düşüyor, yeni istihdam yaratılamıyor ve işsizlik artıyor. Genel tablonun özeti: kısmi iyileşmeye rağmen ekonomide kırılganlıkları yaratan nedenler devam ediyor. Sadece ârazları hafifletmeyle yetinip, bunlara yol açan nedenler tedavi edilmezse, bugün değilse yarın, aynı hastalıkların nüksetmesi kaçınılmaz olur.

- Maliye ve ekonomi kadroları, bozulan dengeleri yeniden eski yerlerine oturtmak için var güçleriyle çalışıyor; hükümetimiz ekonomik zorluklarla mücadele için paket üzerine paket açıklıyor. Kamu bankaları kaynaklı ucuz krediler, KOBİ’lere sağlanan KGF destekleri, başka bankalardan alınan kredi kartlarının, bireysel kredi borçlarının ve ihtiyaç kredilerinin yapılandırılması, hal baskınları, fiyat denetimleri, tanzim satış mağazalarının yeniden açılması, sayısı giderek artan sektörde KDV indirimleri, futbol kulüplerinin borçlarının yapılandırılması…

- Bu önlemlerin ortak özelliği kısa sürede sonuç alma hedefi taşımaları. Oysa yapısal sorunlar, palyatif önlemlerle çözülmez.  Daha önce de çözülmedi, başka ülkelerde de çözülmedi, şimdi de çözülmez. Çünkü bu bir matematik hesap meselesidir.
Durum, Çinlilerin “susuzluğu gidermek için zehir içilmez” atasözünü akla getiriyor.

- Kredi yeniden yapılandırmaları ve buna karşılık devam eden ve sektörden sektöre yayılan konkordatolar ve iflaslar, ciddi bir finansman sorununun tezahürleri. Yapısal önlemler alınmadan yapılan uygulamalar, bir sonraki dönemde sorunun daha da ağırlaşarak geri dönmesine yol açar.

- Reel sektörün finansman sorunu çözülmezse, sorun bankacılık ve kamu sektörüne sıçrar. Derin finansal krizler böyle gelişir.
Bu nedenle, bugün uygulanan önlemlerin mutlaka uzun vadede üretimi ve tasarrufları artıracak, dış ticaret açığını azaltacak, mali disiplini pekiştirecek bir programla desteklenmesi gerekiyor.

- Bu programın, küresel düzlemde popülist hükümetlerin piyasa ekonomisiyle uyuşmayan uygulamalarına prim vermeden, liberal ekonomi ilkeleri doğrultusunda uygulanması gerektiğini de unutmamak lazım.

- Son birkaç yüzyılın tarihi, demokratikleşmenin, küresel sahnede, dalgalar ve geri çekilmelerle ilerlediğini gösteriyor. Demokratikleşme dalgaları da, ters yönde gelişmeler de, ülkeler arasında bulaşıcı oluyor.

- 2008 krizinden bu yana, dünyada bir içine kapanma ve otoriterleşme rüzgârının estiği açık. Ancak bu rüzgârın kalıcı olması söz konusu olamaz. Dolayısıyla, bugüne baktığımızda, yapmamız gereken, bu geçici rüzgarlara kapılmadan politikalarımızı demokratikleşme ve piyasa ekonomisi kuralları içinde, uzun vadeli sürdürülebilir hedefler doğrultusunda belirlemek.