HT Gastro
Keşfet

Anne olunca anlarsın

Annelik içgüdüseldir. Anne olunca mantık yok olur, içgüdüler devreye girer.

Giriş: 07.05.2021 - 17:33 Güncelleme: 07.05.2021 - 17:33
Haberler Gastro Keşfet Anne olunca anlarsın

Hepimizin aklındadır tüm annelerin klişe sözleri, “Üstüne bir şey giy üşüme, ben sana demiştim, içime doğdu biliyordum, senin de çocuğun olunca anlarsın uzayıp giden annenin içinden gelen sözler hepimizin kulağına küpe olmuştur. Her şeyden vazgeçebilirsin. Eşinden, işinden, aşından, memleketinden ama ben annelikten vazgeçtim diyemezsin. İliklerine, kemiklerine, ruhuna kadar işleyen annelik duygusu doğadaki hiçbir şey ile kıyaslanamaz. Hormonlar devreye girdiyse, o tohum döllendiyse geri sayım başlar. O dünyalara sığmayan duygudan vazgeçmen imkânsız olur. Bu sadece kadınlarda değil doğadaki tüm memeliler için böyledir. Annelik içgüdüseldir, doğada da böyledir; doğa ana bilgedir. En savunmasız olanı koruyup kollamak beynimize yerleşmiş bir çip gibidir.

Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Ali Ata Özdemir ile anneliği konuştuk;

Annelik, HCG ve oksitosin hormonuyla başlar. İlk gebelik haberini aldığı an değişir ve süreç başlamış olur.

Tabi ki babaya bulaşır, annenin sağ beynindeki o frekans baba ile iletişime girer ve annelik yolcuğuna katılan eş, babalık yolcuğu şeklinde devam eder.

Atalarımızdan aldığımız tamamen içimizdeki anneliğin, dişinin, dişi enerjinin içindeki o doğurucu, yeniden oluşturucu toprak gibi ne ekersen onu elde edeceğin bir içgüdüsü mutlaka bulunur. Bu içgüdü dünyayı yaratan, insanlığı yaratan, hayatı yaratan bir yapıdadır.

Annelik içgüdüsü aslında şöyle düşünülebilir. İnsanlarda üç tane beyin vardır. Sürüngen beyin, memeli beyin ve gelişmiş beyin olmak üzere 3 gruba ayrılır. İşte annelik içgüdüsü yani duygular, hisler memeli beyninde limbik sistemin en önemli organı olan Amigdala da çok yoğun bir şekilde bulunmaktadır. Koruyucu bir şekilde doğurduğunu, büyüttüğünü ölünceye kadar devam edecek ve içinde yaşayacak şekilde barındırır. Bu hormonu oksitosin ile besleyerek sürekliliğini sağlayacaktır.

Bekler hata öyle bir bekler ki, bilgisayarın yazılımı gibi kendi içinde de bekler. Hiç istemese bile herhangi bir istenmeyen gebelik hissi olduğunda annelik içgüdüsü devreye girer ve bu his onunla sürekli var olur. Dünyanın var oluşunun temeli de budur.

Anneliğin şekli hormon seviyesi ile alakalı değildir. Çünkü anneliğin içindeki genetik ve o içindeki bilinç dışı gelişme kendine bağlı olarak değişmez. Ancak o an ki bağlamda, annenin gebeliğe ve eşine yüklediği anlam doğrultusunda varoluşsal olarak dünyayı deneyimlemesi, bakılması eşi ve çevresi tarafından desteklenmesi bir birey olarak benliğini bulması ve bilişsel olarak kendini bulmasından dolayı mutlaka hormonu da ona göre yönlenecektir.

Bu kısmı iki farklı şekilde değerlenmemiz gerekmektedir. Bir işgalci anneler, bir de ihmalci anneler olarak iki gruba ayrılır. Bu ikisinin ortasındaki anne olduğunda doğurduğu, yetiştirdiği bebeğini, yavrusunu hayata hazırlar. Hayata hazırladığı içinde kendisini var eden bir canlı haline gelir. Yani biz anne baba olarak onlara destek olmamız ve şekillendirmememiz gerekir. Şekillendirdiğimiz zaman bağlantı ve kişilik sorunları ortaya çıkmaktadır. Herhangi bir dişi canlı anne diye bir algı, duygu his aldığı an her şey değişir.

Aslında biz gebelikle beraber anneler anneliğe, babalar babalığa yolculuk yapıyor. Bir bebek dünyaya gelirken sadece kendini değil, tüm aileyi değiştiriyor. Anneyi kadınlıktan anneliğe, erkeği ise erkeklikten babalığa dönüştürüyor. Artık gebelik ve bebekten sonra hayat olumlu yönde değişiyor. Tabi ki çiftlerin buna bakış açısı da bunları belirlemektedir.

Kadın ve erkek evlendiği zaman daha mutlu olmak için evlenirler. Daha sonra onların ikinci mutluluğu olan bebek dünyaya gelir. Bazen dünyaya gelen bebek, onlar içinde sorun ve sıkıntı olabilir. O bilinçaltındaki bazı gizli duyguların ortaya çıkmasına da neden olabilir. Burada aslında evliliğe bakışı, ilişkiye bakışı, bireysel olabilmek, varoluşsal olarak kendisini o ilişkide iyi hissedebilmek bir anlamda doğurduğu bebeye direk yansıyacaktır. Çünkü biz Shakespeare söylediği gibi “Kendi yazdığımız oyunda, nesne ya da özne olarak hayata devam ediyoruz. Eğer nesne olarak hayata devam edersek başkasının hayatını ve

başkasının olumlamalarına göre yaşıyoruz. Yaptığımız şeyleri sürekli gösterme ve onaylanması şekilde devam etmek zorunda kalıyoruz. Ancak özne olursak, biz kendi hayat yolculuğumuzda devam eder ve bu hayat yolculuğumuzda özne olarak kendi bildiğimiz, istediğimiz, var oluşumuzu yaşarız. Bu hayat bize cennet olarak gelir. Çiçeklerinden tutun bu dünyanın tüm nimetlerinin keyfini çıkartırız.

- Aşkı temsil eden mor leylakla başlayalım çünkü o bizim ilk aşkımız,

- Beyaz karanfil koyalım onlara saygımızı, hayranlığımızı anlatalım,

- En çokta pembe karanfil olsun kocaman kalpli annelerimizin dünyalara sığmayan sevgisini bizde onlara verelim bugün,

- Annelerimizin sonsuz sabrını temsil eden yıldız çiçeğini de eklemeyi unutmayalım,

- Şakayık da olsun, bize şefkat ve mutlu hayatı anlatan annemize,

- Şebboy da olsun ki güçlü bağlarımız hiç kopmasın,

- Annelere en çok da orkide yakışır, bizlere öğrettiği kadınlığın ve nezaketin gücünü hep hatırlayalım.

Bu içeriği paylaş
İLGİLİ İÇERİKLER