HT Gastro
Keşfet

Umutsuzluk arttıkça çaresizlik artar

Özellikle son günlerde kimi görsem ben nasılsın demeden herkes gibi hiç iyi değilim, keyfim hiç yok, mutsuzum, umutsuzum, ilaca mı başlasam, şimdi başımıza ne gelecek, hiç bir şey yapmak istemediğini, neşelenemediğini, gülemediğini, konsantre olamadığını ifade ediyor.

Giriş: 08.08.2021 - 17:38 Güncelleme: 09.08.2021 - 02:41
Haberler Gastro Keşfet Umutsuzluk arttıkça çaresizlik artar

Hepimiz biliyoruz ki hayat gül bahçesi değildir. İnişleri, çıkışları, yokuşları olan uzun bir yoldur. Önemli olan yokuşlarda, inişlerde, tökezlemeden, yolumuzu kaybetmeden yola umutla, inançla devam etmektir hayat. Zaman zaman düştüğümüz yerden aynı umutla aynı güçle kalkamayabiliriz. Psikolog Perran Söğütlü’nün dedikleri umut olsun hepimize.

“Umut, geleceğe yönelik üst düzey beklentidir. Kişi umut ettiğinde bir amacı, bir ideali, bir hayali, bir arzusu var demektir. Umutsuzluk ise kişinin geleceğe dair olumsuz yöndeki duygu, düşünce ve beklentilerini içeri ve içerisinde aynı zamanda korkuyu barındırır. Umutta, umutsuzlukta bireyseldir. Bir durumun umutlu ya da umutsuz olmasını belirleyen faktörler ise;

kişinin hedefe ulaşan yaklaşımı, duygu, düşünce ve davranış biçimleri, hayatı nereden sorguladığı, inançları ve değerler sisteminin yanı sıra yeteneklerini mi yoksa bilgisini mi kullandığı ya da daha çok şans faktörü ile bağ kurduğu, kendine güveni, sorumluluk alıp almamasını içerir.”

Peki, her şey tamam. Nasıl yeşerecek bu umutlar? Dünyayı değiştirecek halimiz yok. Biz dünyayı değiştiremiyorsak, dünyamızı değiştirebilir miyiz? Endişeliyim, kaygılıyım, ya deprem olursa, ya yangın olursa, ya aşı biterse dertlerini, tasalarını bir kenara bırakıyoruz. Körelen umutları yeşertmek içinde Perran Söğütlü’nün dediği gibi yapmamız gereken ilk şeyin ruh sağlığımızı korumak geliyormuş. Umutsuzluğun en önemli psikiyatrik bozukluklardan biride depresyonmuş. Peki, depresif kişi nasıl olurmuş? Depresif kişi kendine güvensizmiş, pek çok şeyi yapamadığı, etkili bir şekilde hayatın içinde yer alamadığı için kendini çok fazla suçlarmış. Güvensizliği arttıkça işlerini yapmakta daha çok zorlanır, umutsuzluk arttıkça çaresizlikte artarmış. O halde depresyona girmek istemiyoruz. Ruh sağlımızı nasıl korumamız gerektiğini sorduğumda Söğütlü;

“Her insanın kendine iyi gelecek rutinleri vardır. Spor yapmak, hoşlandıkları aktiviteleri yapmak gibi. Bunun yanı sıra beslenmenize dikkat etmelisiniz, aşırı kafein ve şeker içeren bir beslenme tarzı sinir sistemi üzerinde baskı yapar. Hayatınızda bulunan insanların size iyi gelmesi olumsuz, iletişim ve etkileşim içinde olduklarınızı hayatınızdan çıkarmanız gerekir. Kişinin kendi sınırlarını bilmesi yeterlilik ve yetersizliklerinin farkında olması hayat içerisinde ne yapmak ne olmak istiyorsa bunun üzerinde yoğunlaşması önemlidir. Kendini iyi tanımalı, gerçek benliğiniz ile ideal benliğiniz arasında uçurum olmamalıdır. Kendinizi gereksiz kıstasların içine çekmeyin, her şeyin bir üst modeli, daha bilgilisi, daha varlıklısı vardır siz kendi yolunuzda yürüyerek sınırlarınızı aşın. Gereksiz çaba ruh sağlığınızı bozar.”

Ne yapıyoruz o zaman olumsuz olaylara odaklanmıyoruz. Gün içerisinde yaşadığımız olumsuz olayları düşünmek, anlatmak hatta sadece rutinin içinde kalmamız gerekiyormuş. Zihnimize neyi yüklersek, zihnimizde bizi o modda tutuyormuş. Arzu etmediğimiz durumlara kendimizi zorlamamız gerekiyormuş. Yapmak zorunda kaldığımız işler, görüşmek zorunda kaldığımız

arkadaşlar, içinde olmak istemediğimiz bir ev ruh sağlığımıza iyi gelmiyormuş. Tüm bunların yanı sıra kendimizi olduğumuzdan farklı göstermek, daha zeki, daha varlıklı, daha güzel görünmeye çalışmak oldukça yorucudur. Psikoloğumuzun dediği gibi;

Bu dünyaya gelen insan mutlaka hayatını anlamlı kılacak bir şeye ihtiyaç duyar ve siz bunu mutlaka bulmalısınız. Bunu bulduğumuzda duygularınızı, düşüncelerinizi, ihtiyaçlarınızı nazik ve kibar bir dille ifa etmenizi sağlarmış. Nedensiz kaygı ve kuruntudan uzaklaştırır, şüphe duymayan, korkmayan, bağımsız düşünebilen biri olmanızı sağlarmış. Kendisine ait olmayan

duygu düşünce ve eylemlerin içine çekilmez, hayattaki duruşu bellidir ve kendini kontrol edebilir, hazlarını, dürtülerini kontrol eden insanın ruh sağlığı da iyidir. Odaklanma sorunu yoktur, zamanını da iyi ve verimli kullanır bu da kişiye kendini iyi hissettirirmiş. O halde arzu etmediğimiz şeylerden derhal uzaklaşıyoruz, umuda sarılıyoruz.

Toplum olarak 2 yıldır psikolojimiz bozuk, sinirler tepede, kaygı tavan yaptı. Bu tür olaylar hem bizler hem de çocuklar üzerinde travmalara sebep oldu. Yaşanılan olumsuzluklara geleceğe daha karamsar, umutsuz ve kaygılı bakan çocuklar, gençler yarattı. Perran Söğütlü kaygılarımızı azaltmak için sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak, gereksiz ve yanlış

bilgi kaynaklarından uzak durmak, sosyal medyada paylaşılan videoları defalarca izlememek, uyku, yemek, çalışma, televizyon, sosyal medya gibi rutinleri bir program dâhilinde yapmak ve rutinlere sağdık kalmak, fiziksel egzersizler yapmak, yürüyüş, yüzme gibi etkinlikler bedeninizin sağlıklı çalışmasını sağlayacağını, psikolojiyi de olumlu yönde etkileyeceğini düşünmekte. Ayrıca dayanışma ve yardımlaşmada bulunmak duygusal ve sosyal olarak bizlere iyi gelecek ve kaygılarımızın azalmasını sağlayacak.

Sahi neyin nesiydi bu kaygı kişiden kişiye göre değişir miydi merak ettim. Gerçekten de kaygı kişiden kişiye göre değişirmiş. Travmatik olaylar, genetik yatkınlık yâda tıbbi bir sorun(Kalp hastalıkları, diyabet, tiroit, astım, IBS, kronik ağrılar) sebep olurmuş. Kaygı bozukluğu ruh sağlığı bozuklukları arasında son derece yaygın ve çocukluk yaşantılarındaki travmatik unsurlar ve stresle baş etme düşük olan insanlarda görülürmüş. Aile bireylerimizde yaşanılan kaygı bozukluğunun belirtileri de varmış. Ailenizde daha önce bunları görmediyseniz rahatlıkla fark edebilirsiniz;

Sinirli, gergin ve huzursuz hissetme, panik duygusu, nefes alış-verişlerin düzensiz ve sık olması, odaklanma ve konsantrasyon problemleri, uykuya dalmada sorun yaşaması, kötü bir şey olacakmış duygusu, ağız da kuruluk, aşırı terleme, ellerde titreme, IBS, kalp atışlarındaki aşırı hız gibi belirtiler var ise kaygı bozukluğu olabilir.

Bu içeriği paylaş
İLGİLİ İÇERİKLER