HT Gastro
Seyahat

Viyana

İlk görüşte sevdiğim şehirler çok azdır; bazısına zamanla alıştım, bazısını sevmeye çalıştım, bazısını ise tıpkı Viyana gibi daha dönmeden "Buraya tekrar gelmeliyim" diyerek hemen benimsedim.

Giriş: 29.05.2019 - 12:30 Güncelleme: 23.02.2022 - 15:01

Beş yıl önce gittiğim bu şehri, bu ay yeniden ziyaret ettim ve ilk seferkinden çok daha büyük keyifle gezdim.

Aslında kiminle konuşsam zincirin diğer halkaları olan Budapeşte ve Prag’ı çok sevdiğini, Viyana’yı ise abartılmış bulduğunu söylüyor. Benim içinse durum tam tersi. Hem bu bahsedilen diğer şehirler hem de tüm Avrupa genelinde, Viyana çok özel bir ruha sahip benim için. Aynı hisleri Paris için de besliyorum bu arada. Her ikisi de tarih ve sanat bakımından dolu dolu ve her dakikasından keyif alabileceğiniz görkemli şehirler.

Ulaşım: Viyana’da tek bir havalimanı var ve İstanbul’dan, yaklaşık 2 saatlik uçuşla ulaşılabiliyor. Havalimanı fazla yoğun değil, pasaport kontrol çok rahat, geliş amacımı bile sormadı yetkili. Havalimanından şehre ulaşmak içinse SBahn (tren) ve metro kullanabilirsiniz, yolculuk yaklaşık 35-40 dk sürüyor.

Viyana’da ulaşımın temel hedefi dürüstlük desem yeridir. Metro veya tramvayda kontrol yok, yine de herkes biletini alıyor. Denk gelirseniz kontrolör görmeniz mümkün ama ben hiç rastlamadım. Buna rağmen, “Acaba kontrol olur mu” endişesi taşımamak icin 72 saatlik (16.5 Euro) Vienna pass aldım. Bu pass ile merkez Viyana hattı metrolarını ve otobüsleri kullanabiliyorsunuz. Havalimanından şehre ulaşımı ise kapsamıyor, onun için ayrıca 1.70 Euro ödüyorsunuz.

Viyanalılar, yol tarifi konusunda pek de yardımcı sayılmazlar. Bence bazı şeyleri kendileri de bilmiyorlar. Bu yüzden haritanıza güvenmek en doğrusu. Ayrıca şehrin çoğu yerinde ücretsiz wifi var, cafelerde de şifre sormanıza gerek yok, Freewave ağıyla direkt bağlanıyorsunuz.

Metro çok pratik. Toplam 5 hat var, ana hatlarda aktarma yaparak kendi durağınıza ulaşabilirsiniz. İlk kez gelenler bile rahatlıkla kullanacaklardır. Cuma ve Cumartesi günleri 24 saat açık, diğer günler ise 05.30 ile 12.30 arası kullanılabiliyor.

Volkstheater Metro İstasyonu

Ben daha önceki gelişimde de kaldığım Wombat’s Hostel’in Naschmarkt şubesini seçtim. Konum, temizlik, atmosfer olarak oldukça iyi. İki kişilik özel oda veya yatakhane seçenekleri bulunuyor. Ayrıca misafir mutfağı var. Yemek pişirebilir veya buzdolabını kullanabilirsiniz. Güzel bir barı da var, dışarı çıkmak istemediğinizde hostelde vakit geçirmek oldukça keyifli.

Viyana’da yapacak o kadar çok şey var ki. Bence tamamiyle bir kültür başkenti burası. Gitmeden önce beklentilerinizi buna göre şekillendirmekte fayda var, dinamik bir metropol hayatı elbette yok. Hatta bazen “Zaman burada durmuş gibi” bir hisse de kapılıyor insan.

Şehrin simgesi Stephen’s Cathedral. Bulunduğu Stephansplatz’ı merkez üssü olarak kabul edebiliriz.

Ronacher Tiyatrosu. Bu şehirde sıkılmak mümkün değil, sürekli yeni oyunlar ve gösteriler izleyebilirsiniz.

Avrupa’nın birçok şehrinde izlerini bırakan Habsburg hanedanının en büyük etkisi elbette Viyana’da görülüyor. Kraliyet sarayı Hofburg ve çevresi neredeyse başlı başına bir yaşam alanı (Toplam 240,000 m2 alana kurulu). Şehri dolaştıktan sonra her akşamüstü burada biraz vakit geçirmeyi çok sevmiştim.

Hofburg’a giriş. Özellikle akşamüstü burası ayrı bir güzel.

Hitler’in meşhur balkon konuşmasını yaptığı Ulusal Kütüphane. Seçimler dolayısıyla kapalıydı, ama içerisinin gezilmesi tavsiye ediliyor.

Viyana park ve bahçeler açısından da oldukça zengin. Hava da güzelse, kahvenizi alıp çimlerde vakit geçirmek, özellikle İstanbul’da yaşayan biri için bulunmaz bir nimet. Kısıtlı vakitte her şeyi yapmaya çalışırken, bazen sadece burada oturup etrafı izlemek bile insana şehri yaşamak için fırsat veriyor.

Hofburg’dan Museumquartier’e bakış

Viyanalıların da vakit geçirmekten keyif aldığı Museumquartier’de Leopold müzesi ve MUMOK gibi ünlü müzeler bulunuyor. Burası da neredeyse bir yaşam alanı ve saatlerce vakit geçirmek icin her imkan var. Ben oradayken hava 20 derece civarındaydı ve tabii ki geziyi daha güzel kıldı. Christmas zamanı da şehrin çok güzel olduğunu tahmin etsem de, yeşilin tadını çıkarmak için yaz veya bahar döneminde gidilmeli.

Resselpark’ta Figlmüller poşetimle. Hikayesi birkaç paragraf altta…

Stadtpark yine keyifli parklardan biriydi. Yeşil hat ile direkt kendi durağına ulaşabilirsiniz.

Viyana eşittir opera. Eğer bu şehre geldiyseniz, en az bir akşam operaya ayırmanız bence şart. Bilet fiyatları çok yüksek değil, hatta 90 dakika öncesinden gidip, şanslıysanız 3-4 Euro’ya bilet bulmanız mümkün. Bu arada opera için dress code var, kotla giremiyorsunuz örneğin. Operaya gitmek Viyanalılar için bir ritüel ve bunun yıllar boyunca devam ettiğini görmek çok güzel. Temmuz ve Ağustos ayında opera kapalı.

Meşhur bilet satış elemanları

Viyana geceleri bir başka güzel. Özellikle Opera binası

Habsburglar’ın yazlık sarayı, bahçesine girer girmez insanı hayran bırakıyor. Ben bir önceki gelişimde sarayı gezdiğim için, sadece bahçede vakit geçirdim, gerçi bahçeden ziyade ormanlık alan demek daha doğru olur sanırım buraya. Bahçeye giriş ücretsiz, Viyanalılar da burada sıkça vakit geçiriyor, spor yapıyor. Böyle bir yapının halka açık olması insanı kıskandırıyor gerçekten. Sabah saatlerinde gidip öğlene kadar vakit ayırmanızı tavsiye ederim, bir yarım gün gerekiyor burası için. Mozart 6 yaşındayken, performans sergilemesi için kraliçe tarafından buraya davet edilmiş.

Tek başına seyahat etmenin dezavantajlarından biri, fotoğrafınızı çekmesini rica ettiğiniz yabancıya “Ya bu yamuk olmuş, bir daha çeker misin” diyememek...

Belvedere Sarayı da Schönbrunn gibi, şehrin simge yapılarından biri. Burası aynı zamanda bir müze ve Klimt’in ünlü “Kiss” tablosu burada.

Daha önceki gelişimde çok deneyemediğim için, bu sefer ünlü Viyana lezzetlerini de tatmak istedim, hatta gezimin ilk amacı yemekti. Biraz klasik ama risksiz olduğu için şinitzel ilk tercihimdi. Meşhur Figlmuller’le açılışı yaptım. Burası 1905’te kurulan bir aile işletmesi ve Viyana’nın en ünlü restaurantı. Rezervasyon yapılması gerektiği söylense de ben sabah 11’de gidip açılışı beklediğim için sorunsuz girdim. Şinitzel gerçekten incecik ve çok lezzetli. Çok övülen patates salatasını (kartoffelsalat) ise pek sevmedim. Bu arada porsiyon çok büyük, iki kişi rahatlıkla paylaşabilir. Benim kalan şinitzelimi garson paket yapmayı önerdi, zaten bunun için özel paket kağıtları ve poşetleri var. Figlmuller’de yer bulamazsanız, Salm Bauer (Belvedere’in hemen yanında) veya yine merkezdeki Schnitzelwirt’e bakabilirsiniz. Bu ikisi, benim gitmek için not aldığım ama şinitzel yemekten sıkıldığım için gitmediğim mekanlar.

Garsonun tavsiyesi üzerine üzüm suyu sipariş ettim. Şöyle bir yemek için bahşişle birlikte 22 Euro ödedim.

Bunun dışında würstel denen sosis de pratik bir sokak lezzeti. Bu seyyar sosisçiler genelde sabah 4’e kadar açıkmış. Gece hayatına çok tanık olamasam da, hareketli geçtiğini anlıyorum bu saate kadar açıksa. Domuz eti hassasiyetiniz varsa hem şinitzel hem sosisler için diğer opsiyonları sormanız doğru olur, her mekanda bulunmuyor dana etli seçenek.

Her şehirde yaptığım gibi süpermarketlere de uğradım. Atıştırmalık için Hofer, Billa gibi süpermarketleri öneririm, özellikle dönerken çikolata alabilirsiniz (Hofer’deki Choceur markası hem ucuz hem lezzetli). Viyana’da musluk suyu içiliyor, direkt Alplerden geliyor su, o yüzden para vermeye gerek yok, zaten şişeli suyun tadı da musluk suyuyla neredeyse aynı. Ekmekler de çok lezzetli, bir de dönerken hediyelik eşya niyetine yaban mersinli turta aldım Hofer’den, bulursanız kaçırmayın.

Bu arada marketler Cumartesi aksam 6’da kapanıp, ancak Pazartesi sabah açılıyor. Pazar günü, restaurant ve müzeler hariç çoğu yer kapalı.

Viyana’da bahşiş zorunlu. Zaten garsonlar da söylüyor ücrete dahil değil diye, buranın garsonları ayrı bir yazı konusu ama hiç girmeyeyim

Yerliler Nacshmarkt’a şehrin “midesi” diyorlar; yemek standları ve cafeler sayesinde, merkeze göre çok daha uygun fiyata yemek bulmak mümkün. Cumartesi günleri bir de bit pazarı kuruluyor burada. Kettenbrückengasse durağında inerek ulaşabilirsiniz.

Viyana, uzun yıllardır, en yaşanılabilir şehir listesinin ilk sırasında. Bunun başlıca sebepleri, özellikle ev kiraları ve devletin ev konusunda halka destek vermesi. Kiralar diğer Avrupa başkentlerine göre çok daha uygun. Bir diğer sebep, ulaşımın kolay olması, insanlar merkezin dışındaki işlerine bile tren aracılığıyla çok kolay gidebiliyorlar, turistler için pahalı olsa da, orada yaşayan biri için yıllık Viennacard 365€, yani Euro kazanan biri için günlük “1 Euro” oldukça uygun bir rakam. Ayrıca bisikletliler de şehirde rahatlıkla seyahat edebiliyor. Şehirde ses ve hava kirliliği yok denecek kadar az, yeşil alan çok fazla. Suç oranı oldukça düşük. Bir de kültürel mirası hesaba katarsak, en yaşanılabilir şehir olmasını yadırgamamak lazım. Ben yaşayabilir miydim, bilmiyorum. Hele İstanbul gibi hareketli bir şehir sonrası sanırım zor olurdu. Yine de ara sıra kendime kaçış noktası yapmak istediğim, keşke daha yakın olsaydı dediğim, başka şehirlerle birleştirip yine kavuşmayı planladığım “tam bana göre” bir şehir Viyana…

Bu içeriği paylaş
İLGİLİ İÇERİKLER