Nesli tükenen dağ ceylanlarının sayıları artıyor
New York Times, Türkiye Suriye sınırında yaşam mücadelesi veren ve nesilleri tükenmeye yüz tutan dağ ceylanlarına yardım eli uzatan veteriner hekim Yaşar Ergün'ü yazdı. Yaşar Ergün "Genetik süreklilik olmazsa gezegenin çöküşü kaçınılmazdır, doğanın biyo-çeşitliliğe ihtiyacı var" diyor.
Türkiye ile Suriye sınırı, 10 yıldan uzun süredir Suriye’de devam eden savaş nedeniyle kapalı. Sınırın Türkiye tarafındaki dağlık ve taşlık arazide yaşayan yabani ceylanlar için süregelen kurtarma çabaları ise umut verici. Sınıra yakın bölgede çok dar bir alanda yaşayan bu yabani ceylanların çoğalabilmeleri ve türün devamı için yapılan çalışmalar sayesinde bölgede yaşam geri dönüyor.
Dağ ceylanları, çizgili yüzleri, spiral şekilli boynuzları ile son derece zarif bir antilop türü. Orta Doğu ve Roma mozaiklerinde yer alan ceylanlar ülkemizin güneyinde çok geniş alanlarda yaşıyorlardı. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca gittikçe düşen sayıları dağ ceylanlarının neslini tükenme noktasına getirdi. Aşırı avlanmanın sonucunda Uluslararası Doğayı Koruma Birliği tarafından İsrail’de sadece 2500 kadar ceylanın kaldığı bildirildi.
Türkiye’de ise dağ ceylanlarının neslinin tükendiği düşünülüyordu. Çok az sayıda, dağ ceylanının alt türü olan vahşi ceylan Şanlıurfa’da görülüyordu. Ancak bir adamın doğa aşkı sayesinde, bölgenin simgesi olan ceylanlar geri dönüyor.
Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nde veteriner ve profesör olan Yaşar Ergun, 1990’ların ortasında, Suriye sınırında vahşi ceylanların avlandığına dair haberler gördü. Bölgenin geniş alanında yürüyüşlere çıkarak ceylanları aramaya koyuldu. Antakya’nın 50 kilometre çevresindeki köylerde yaşayanlar, ceylanlardan haberdardılar, nadiren de olsa karşılaşıyorlardı.
Dağ ceylanlarının deri rengi, onları yaşadıkları kayaların üzerinde görünmez yapıyor. Köylüler, ceylanların gruplar halinde su kenarlarına inerek tarlaların etrafında dolaştıklarını söylediler.
Yaşar Ergun, ilk kez 1998’de, aramaya başladıktan ancak 10 yıl sonra ilk kez ceylanlarla karşılaştı. Araştırma derinleşince, bölgede 100 kadar ceylanın bulunduğu belirlendi.
Yaşar Ergun, ilk karşılaşmayı şöyle hatırlıyor: “Çiftleşme mevsimiydi, beni gören erkek ceylan üzerime doğru koşarak dişileri korumaya çalıştı. Oldukça sıra dışı bir andı.”
Kameralar ve uzak mesafe lenslerle kaydedilen dağ ceylanlarının, daha güneyde yaşayanlardan farklı olduğu tespit edildi. Yaşar Ergun, “Deri renkleri açık kahverengi ve boynuzları tamamen farklıydı. Akademik olarak bilgiyi meslektaşlarıma gönderdim ama güldüler.”
Biyolog Tolga Kankılıç, nesli tükendiği düşünülen dağ ceylanlarından alınmış numunelerle Yaşar Ergun’un tespit ettiği ceylanlardan alınan örnekleri karşılaştırdı ve DNA’lar uyuştu. Türkiye’deki dağ ceylanları yaşıyorlardı.
Dağ ceylanlarının tespit edilmesi çok önemliydi, şimdi ise türlerinin neslini kurtarmak gibi çok zor bir görev vardı. Bu hayvanlar için çok sayıda tehlike bulunuyor; bölgede görülebilen kuraklık, suya erişilememesi doğal tehlikelerdi. Bir de elbette kaçak avcılık söz konusu. Her ne kadar avcılık kontrol altında tutulmaya çalışılsa da yasalara uymayan kişiler var.
Kaçak avcılık, sadece Antakya’nın değil, çevre illerinin de önemli bir sorunu. “Genetik süreklilik olmazsa gezegenin çöküşü kaçınılmazdır, doğanın biyo-çeşitliliğe ihtiyacı var” diyor Yaşar Ergun.
WWF’den aldığı proje desteği ile Yaşar Ergun, etraftaki köylüler için dağ teçhizatı ve telsiz sistemi aldı, çobanları projenin bir parçası haline getirerek onlardan dağ ceylanı gözetleme ekibi kurdu. Ayrıca ekip, kayaların içine yağmur suyunu toplayan havuzlar kazarak hayvanların suya erişimini sağladı.
Yaşar Ergun, ayrıca köylerde dağ ceylanlarının önemi ile ilgili sohbetler düzenledi, çocuklara eğitimler verdi. Elbette bu kişilerin aralarında ceylan avlamış kişiler de vardı. Ancak Yaşar Ergun için önemli olan onların da çevre halkla birlikte fikirlerini değiştirmelerini sağlamaktı. Bunu da başardı.
“Kaçak avcıları asla zor kullanarak durdurmaya çalışmadık. Onlara Doğal Yaşam Projesi’nden geldiğimizi söylediğimizde, sessizlik çok daha önemli bir güç oluyordu. Düşman kazanmaya başlarsanız düşmanlarınızın sayısını arttırırsınız.”
Dağ ceylanlarının bölgedeki çobanların takibinde olması, kaçak avcılar için çok kesin bir mesajdı.
Bölgede halk ve bilim insanlarının işbirliği önemli olsa da yeterli değildi. Dağ ceylanları, askeri alanı da kapsayan ve sınırın iki tarafına yayılan çok dar bir yerde yaşıyorlar ve Suriye tarafından ceylanları avlamak yasak değil. 10 yıldır devam eden sınır ötesi savaş ve askeri sınırlamalar nedeniyle sınıra çekilen 832 km lik duvar, dağ ceylanlarının Suriye tarafına geçmelerine engel olduğu ve böylece avcılardan korunabildikleri ortaya çıktı.
Devlet kurumları ve TSK da dağ ceylanları için bir koruma alanı oluşturulmasına yardımcı oldular, burada hem yaralı ve hasta hayvanlar tedavi ediliyor hem de kimsesiz kalan yavrulara bakım sağlanıyor.
Dağ ceylanlarının korunması için en büyük adım ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, 2019’da yaklaşık 250 kilometre karelik bir alanın dağ ceylanlarının korunması için ayrıldığını açıkladı ve bu bölgedeki fabrika projelerinin iptal edildiğini duyurdu.