Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Funda DURU/HABERTURK.COM

Fotoğraflar: Büşra Çakmak

Şükran Moral, performansları ve enstelasyonlarıyla dünyada adından söz ettiren bir sanatçı.

Performanslarıyla, eşcinsellerin ve akıl hastalarının toplum tarafından dışlanmasına, çocuk yaştaki gelinlere ve kadın cinayetlerine çarpıcı bir şekilde karşı çıkıyor.

Çalışmalarını hamamda, akıl hastanesinde, genelevde hatta bir jinekoloji masasında gerçekleştiriyor.

Vücudunu kullanarak tabuların, kısır düşüncelerin canına okuyor.

Dünyada, İsa’nın çarmıha gerilişini canlandıran ilk kadın çağdaş sanatçı...

Şükran Moral yaratılırken, hamurunu kim karıştırdı bilmiyorum, ama belli ki sihirli cesaret kavanozunun hepsini hamura boşaltmış.

İyi de yapmış!

Eserleri dünyanın birçok yerinde sergilendi ve sergileniyor.

Yurtdışındaki sergilediği performanslarının ardından izleyenler onu kucaklayıp, ağlıyormuş.

Ama “Memus” performansını Türkiye’de sergilediğinde ölüm tehditleri almış.

Bu ironik bir durum... Hatta bir sorun.

“Ülkemde kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum” dediğinde, bir şey söyleyemedim.

Bir insana böyle hissettirmenin ağırlığı tartılabilir mi?



HER ŞEY ÖLEBİLMEYİ GÖZE ALMAKTA”

Sanatınızla da yaşama karşı duruşunuzla da bence dünyanın en cesur kadınlarından birisiniz. İlkokuldan sonra ortaokulu okutmayacak kadar zor bir ailede büyüyüp, kendinizden nasıl böylesine güçlü ve cesur bir dünya sanatçısı yarattınız?

Benim cesaretim ölmeyi göze almaktan kaynaklandı. Ölmeyi göze aldığın zaman her şey bitiyor, kimse senden daha güçlü olamıyor. Ya istediğim gibi yaşayacaktım ya da yaşamamın bir anlamı olmayacaktı. Bu aptalca bir ölmeyi göze almak değildi.

Yurtdışındaki kitleniz ve tanınırlığınız Türkiye’ye göre çok daha fazla. İnsanın kendi ülkesinde anlaşılmaması motivasyonunuzu kırdı mı hiç?

Burada insanlar futbolcu eşinin göğüs dekoltesiyle ilgilendiği için sanata sıra gelmiyor. Buna rağmen ülkemden vazgeçmem. İşlerimi ülkemde de sergilemeye devam edeceğim. Victoria and Albert Müzesi’nde çağdaş sanatta işleri sergilenen ilk Türkiyeli sanatçıydım ve açılışta bir tane bile Türk gazeteci yoktu. Galeri Zilberman’la Paris Photo da ilk kişisel sergi açan ilk Türk sanatçıyım, yine bahsetmediler. Vogue’un en önemli yazarlarından biri Suzy Menkes’in seçtiği sanatçıların içinde ben de varım, ama bundan da bahsetmediler.



ŞANSINI KENDİ YARATMIŞ BİR SANATÇIYIM”

British Museum, sergilemek için desenlerinizi ve bir fotoğraf işinizi almış.

Evet, o işim sonra Victoria&Albert müzesinde sergilendiğinde, o müzeyi gezebildim ilk kez. Yani sergimin açılışına giderek ilk kez bu müzeleri de ziyaret etmiş oluyordum. Bütün dünya müzelerini gezebilecek kadar param yok. Şansını kendi yaratmış bir sanatçıyım.

Dilini bile bilmeden İtalya’ya gitmeye nasıl karar verdiniz, sizin için dönüm noktası ne oldu?

Cesur muyum, deli miyim bilmiyorum. 20’li yaşlarımdaydım, 1989’da darbenin etkileri bitmişti ve tüketim toplumu oluşmaya başlamıştı ve ben tüketim toplumunda nasıl yaşayacağımı bilmiyordum. O zaman gazete ve dergilerde sanat üzerine yazılar yazıyordum, ama ben sanat yapmak istiyordum. Türkiye’de bunun zor olduğunu biliyordum. Cebimde çok az bir parayla Roma’ya gittim. Sıfırdan başlamanın nasıl bir şey olduğunu yaşamak istedim. İçimdeki bir şeyleri yapma ateşi de beni oraya götürdü.

Türkiye’de kalmak sizi kısıtlayacak mıydı?

Evet, çünkü burada beni kötü şeyler bekliyordu. İstediğim tek şey kendimi gerçekleştirmekti. Bunu denemesem yaşamımın bir anlamı olmazdı. Kendimi geliştirmem ve daha ileriye gitmem gerekiyordu. O dönem için bunu Türkiye’de başarmam mümkün değildi. Roma Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım.

İKİ YIL KAÇAK YAŞADIM”

Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim okurken performans sanatçısı olmaya nasıl karar verdiniz?

Türk olduğum için dışlanıyordum. Yetenekli olsan da ağzınla kuş tutsan aralarına girmen çok zor. Kendimi çarmıhta hissetmeye başlamıştım. Üstelik oturma iznimden dolayı beni İtalya’dan attılar. Türkiye’ye geri dönemezdim. İki yıl boyunca kaçak yaşadım. Kaçak yaşarken arkamda eser bırakamazdım ve sahip olduğum iki şey vardı; bedenim ve ruhum. Ben de bedenimi kullanarak içimdeki yaratma ateşini dışa vurdum. 1994’te “The Artist” işimi yaptım ve bir apartman sergisinde tavana astım. Herkesin ağzı açık kaldı.

Sıfır olarak gittiniz, ama yıllar içinde İtalyan Senatosu üyeliğine aday gösterilen ilk Türk oldunuz.

Kadın haklarına önem verdiğimi ve savaşçı biri olduğumu duyup, önermişler. Bu benim yapabileceğim bir iş değildi, ama aday olmamı istemeleri gurur vericiydi.

Hala İtalya’da yaşıyorsunuz değil mi?

Çoğunlukla İtalya’dayım, ama İstanbul’a da sık sık gelmeye çalışıyorum.



SANATIMLA KADINLARIN İNTİKAMINI ALIYORUM”

Sanatınız için “çıplak poz veren, performansında sevişen bir sanatçı“ indirgemesi yapanlar var. Bu düşünceyle ilgili siz ne düşünüyorsunuz?

Bu ülkede kadınların santimetresi üzerinden siyaset yapılıyor ve oylar böyle toplanıyor. Kutsalsın denilerek kadın geri plana atılıyor. Kadınların onurlarının ayaklar altına alınması ve ikinci sınıf vatandaş olmayı kabul etmelerini anlamıyorum. Ben sanatımla kadınların intikamını alıyorum.

BENİ ÖLDÜRENE PARA ÖDÜLÜ VERECEKLERDİ”

2010 yılında Türkiye’de sergilediğiniz “Lezbiyen” performansınızdan sonra ölüm tehditleri almışsınız.

Ölüm tehdidinden önce medya üzerime gelmeye başladı. Hatta o kadar saçmaladılar ki “Biz şehitlerimizi bu yüzden mi kaybettik” başlıkları bile atıldı. Ölüm tehditleri almaya başlayınca da Türkiye’den gittim. Beni öldürene para ödülü bile koymuşlar. Burası tehlikeli bir ülke...

Bu yorucu ve kırıcı bir durum...

Ben hala kendimi çarmıhta hissediyorum ve her geçen gün çivi çakmaya devam ediyorlar.

Sizce gelinmesi gereken nokta neresi ve biz ülke olarak o noktaya ne kadar yakınız?

Özgürce konuşulabilen ve insanların korkmadığı bir noktaya gelinmeli. Herkes bunun için çabalarsa sonuca kolay ulaşılır.

Sosyal medyada birçok işiniz sansüre maruz kalıyor. Bu kısıtlama sizi nasıl etkiliyor?

Durum çok vahim ve ciddi bir mücadele gerekiyor.

İzleyicilerden gelen reaksiyonlardan sizi en çok etkileyen hangisiydi?

‘Bülbül’ ve ‘Zina’ performansımdan sonra bana sarılıp, ağlamışlardı. Türk insanı sıcakkanlı zaten, ama yurtdışında böyle bir reaksiyon almak beni gururlandırmıştı. Bunlar parayla yaşanacak duygular değil.

Türk toplumunda tabu olan çoğu şeye karşı gelen işler yapıyorsunuz. Sizin tabularınız, sınırlarınız var mı?

Özel hayatımda utangaç biriyim. Bir yanım utangaç bir yanım çok kışkırtıcı.

Düştüğünüzde sizi motive eden söz var mı?

Gidilecek hedefi asla kaybetme!

Dünyada asla yapmayacağınız şey ne?

Çocuklara ve hayvanlara asla zarar vermem.

GARAJLARDA UYUYORDUM”

Çocuğunuz olmasını hiç istemediniz mi?

Çok zor bir hayatım vardı, garajlarda uyuyordum. Saygımdan çocuk yapmadım. Hakkıyla büyütemeyebilirdim.

Gelecek programınız belli mi?

Norveç Bergen’de neredeyse bin metre kare büyüklüğünde bir müzede kişisel sergim açılacak.

Önümüzdeki süreçte gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz var mı?

Londra’da Royal Academy’de, Roma Üniversitesi’nde ve Avrupa’nın birçok üniversitesinde yıllardır ders veriyorum. Kendi ülkemde de performans sanatını öğrenmek isteyenlere faydalı olmak isterim. Türkiye’de bunu sağlayacak bir okul ya da atölye kurmak istiyorum. Türkiye’de performans sanatıyla ilgili çok büyük eksiklikler var.

Belki de bu eksikliklerden dolayı sizi anlamakta zorlanıyor olabilirler.

Evet, insan kendini hayat boyu eğitmeli. Bu özellikle kadınlar için çok önemli.

Kadınlara ne söylemek istersiniz?

İkinci sınıf vatandaş olmayı asla kabul etmeyin. Kimsenin onayını beklemeden yaşayın ve kendinize güvenin.