Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

ARİF HÜR/ hurarif@gmail.com

Ela Alyamaç ve Aren Perdeci’nin yazıp yönettikleri ‘Yitik Kuşlar’ adlı film, 1 Nisan’da Türkiye’de vizyona girecek. Yönetmen Perdeci, “2009 yılında bir tatil esnasında tanıştığım usta Yaşar Kemal bana ‘Ermeni filmi çek’ demişti. ‘Yitik Kuşlar’ın fikir babası rahmetli Yaşar Kemal’dir” diye konuştu

1915 olaylarını Bedo ve Maryam adlarındaki iki çocuğun gözünden anlatan ‘Yitik Kuşlar’ filminin yönetmenleri Ela Alyamaç ve Aren Perdeci, projenin detaylarını HT Magazin’e anlattı. İkili, bıçaksırtı bir konu hakkında film çektikleri için kendilerini ‘Don Kişot’ olarak nitelendiriyor. Alyamaç ile Perdeci, 2 milyon dolar bütçeli ‘Yitik Kuşlar’ın gişe filmleriyle yarışma derdi olmadığını belirtti.


‘POLİTİK BİR DERTLE ÇEKMEDİK’

5 yıldır üzerinde çalıştığınız ‘Yitik Kuşlar’ filmi cuma günü vizyona girecek. Filmi sizden dinleyelim...

Ela alyamaç: Film, 1915’te Anadolu’da bir Ermeni köyünde, varlıklı bir ailede büyüyen iki kardeş olan Maryam ile Bedo’nun hikâyesini anlatıyor. Kardeşler zamanlarının çoğunu herkesten gizledikleri güvercinlikte geçiriyor. Ormanda gezinirken adını Baçik koydukları mavi bir kuş buluyorlar ve bir sabah o kuşa bakmak için güvercinliklerine gidiyorlar.

Aren Perdeci: Evlerine döndüklerinde kimseyi bulamıyorlar, köylerinde de kimse yok. Film, Maryam ve Bedo üzerinden yetim kalmış binlerce çocuğun hikâyesine ışık tutuyor.

Bedo ve Maryam’u oynayan Heros agopyan ile dila Uluca’yı bulmak zor oldu mu?

E.A.: Maryam çok duygusal. Bedo’nun ise hem yaramaz hem duygusal olması gerekiyordu. 7 aylık araştırmanın sonunda, 520’ye yakın çocuk arasından hayalimizdeki Bedo’yu ve Maryam’ı bulduk.

Duygu yoğunluğu nasıl filmin?

E.A.: Filmdeki diyalog yüzde 10. Sessiz seyret, yine anlıyorsun. Diğer dram türü filmlerde olduğu gibi duygu bakımından kanırtmaca ve dakikalarca müziği dayama yok.

A.P.: Filmi çekerken politik bir derdimiz olmadığı için organik, gerçek duyguları olan bir film oldu. Duygu sömürüsü yapmadık. İzleyicileri doğal yolla sarsmayı hedefledik.

Senaryo nasıl filizlendi?

A.P.: 2009 yılında Ayvalık Ortunç Koyu’nda tesadüfen rahmetli Yaşar Kemal ile tanıştım. Ona ilk filmim ‘Yalnız Zaman Yolcuları’nı anlattıktan sonra benim Ermeni olduğumu anladı. Yaşar Bey’e ‘Yeni bir hikâye arıyorum. Bana ne tavsiye edersiniz?’ diye sordum. ‘Ermeni tehcirini anlatan bir film çek’ deyip bana yön çizdi, filmin fikir babası oldu.

Tarih danışmanlığı konusunda kimlerden destek aldınız?

A.P.: Osmanlı-Ermeni köy hayatını yeniden kurmaya çabalayan yazar Vahe Taşçıyan ile  Aras Yayıncılık’ın sahibi Yetvart Tomasyon, kültürel detaylar konusunda bize yardımcı olup filmin tarih danışmanlığını üstlendiler. Ela ile birlikte dönemin ritüellerini, köy kültürünü derinlemesine araştırdık. Kayseri, Yozgat ve çekimlerin yapıldığı Kapadokya’da gazeteciliğe soyunup 100 yaşına merdiven dayamış insanlarla konuşarak gerçek hikâyeleri tanıklarından dinledik.

E.A.: 1.5 yıl sanat yönetimi, 1.5 yıl da senaryo üzerinde çalıştık. Dönemin mimarlarından, aile arşivlerinden, kartpostallardan, ressamların çizdiği tablolardan yararlandık. Figüranlar ve ana kadro dahil bin parçaya yakın kostüm dikildi. 100 senelik kostümlerin yanı sıra mağarada İncil bile bulduk.


‘İNSANLAR İÇİN UMUT OLACAK'

Film insanlarda nasıl bir etki bırakacak sizce?

A.P.: Ermeni tehciri, Kurtuluş Savaşı veya 2. Dünya Savaşı gibi bilinen bir tarih değil. Ne yazık ki üzeri örtülmüş bir tarih. Ermeni tehcirini anlatmak bütün bunlardan daha zor. Biz, Kültür Bakanlığı’nın da katkılarıyla zoru başardık.

E.A.: İyi niyetle çektiğimiz ‘Yitik Kuşlar’ insanlar için umut olacak. Bugün algılanmasa bile elbet bir gün algılanacaktır.


‘TÜRKİYE'Yİ KÖTÜ GÖSTER DEDİLER'

‘Yitik Kuşlar’ı çekmeye karar verdikten sonra size “Türkiye’yi kötü gösterelim” diyen yerli-yabancı yapımcılar oldu mu?

E.A.: Filmin senaryosu bittikten sonra bazı film marketlerinden davetler aldık ve filmimizi anlatmaya gittik. Cannes’da pek çok Fransız yapımcı ve dağıtımcı bize “Bu senaryonun içerisine dipçikle vurarak askerlerin halka tecavüz ettiği sahneleri koyalım” diyerek ciddi paralar teklif etti. Türkiye’yi kötü göstermemizi istediler. Hal böyle olunca elbette direkt masadan kalktık.

A.P.: Ela’nın söylediklerine ek olarak “Türkiye’yi kötü göster, bu filmi Cannes’a, Venedik’e hatta Oscar’a bile götürürüz” dediler. O an sinirden kıpkırmızı oldum. Ben Tunceli’de askerlik yapmış adamım, bana bunu kimse diyemez! Sağolsun, Kültür ve Turizm Bakanlığı senaryomuzu noktasına, virgülüne dokunmadan kabul etti.