Stil
Bizden bir komşu: Güzel müziğin ve kişnişin ülkesi Gürcistan
Ülkemizin kuzeydoğusunda, 276 kilometre sınırımız olan Karadeniz ve Güney Kafkasya ülkesi Gürcistan; hem doğası hem tarihi hem de insanıyla çok renkli bir ülke. İstanbul merkezli çoksesli koro Rezonans'ın 5 günlük Tiflis turnesiyle Gürcü müziğini, Gürcü mutfağını ve Tiflis'in siyasal/kültürel hayatını gözlemleme fırsatı bulduk. Rusya ve Avrupa Birliği arasında sıkışmış bu fakir ama güzel ülke, misafirperverliği ve mutfağıyla gerçekten 'bizden' bir komşu. Kişniş hariç...
Giriş: 08 Mayıs 2026 - 16:56 Güncelleme: 08 Mayıs 2026 - 16:58
Haçapuri, hinkali ve kişnişin hüküm sürdüğü tatlı bir Karadeniz ülkesi Gürcistan, birçok güzelliği ve problemi içinde barındıran, dünyanın karmaşıklığından nasibini alan bir ülke.
1-5 Mayıs tarihlerinde Gürcistan'ın başkenti Tiflis'te düzenlenen Gürcistan Korolar Festivali'ne ülkemizden özel davetle katılan Rezonans korosunun bir parçası olarak gittiğim bu ülke, siyasetin getirdiği bölünmeler ve bu güç savaşları içinde hayatını devam ettirmeye çalışan kibar insanların ülkesi.
Gürcistan; köklü bir kültüre ve tamamen kendine has bir alfabeye sahip, çok sesli müziğin önemli temsilcilerinden olan bir ülke. 3,8 milyon insan yaşıyor. Çoğu Gürcü. Azeri ve Ermeni nüfusuna da rastlamak mümkün.
Siyasi krizi sokakta görmek mümkün
Gürcistan son yıllarda ciddi siyasi krizler yaşayan bir ülke. Rusya ve Avrupa Birliği arasında tam bir paylaşılamayan savaş alanı. Bir Rusya çekiyor bir Avrupa Birliği. Bunu sadece Tiflis'in sokaklarını gezerek görebiliyorsunuz.
Başkentin birçok cafesinde, restoranında, hostelinde Avrupa Birliği ve Ukrayna bayrağı görmek mümkün. Ancak hükümet Avrupa karşıtlığını ön plana koyuyor ve Rusya'yla özdeşleşmiş bir yasayı parlamentodan geçirerek ülke çapında ayaklanmaların sebebi oldu. Bu yasa, 'etki ajanı' yasası.
'Yabancı Etkinin Şeffaflaştırılması' kanun tasarısı, fonlarının yüzde 20'sinden fazlasını yurt dışından alan tüm kuruluşların yabancı etki ajanı olarak kayıt yaptırması ve buna uymayanların para cezasına çarptırılmasını öngörüyor. Hükümet aynı zamanda AB üyelik görüşmelerini 2028'e erteledi.
Yani ülke örtülü bir şekilde Rusya'nın hinterlandında kalmak isteyenlerle Avrupa Birliği'nin bir parçası olmak isteyenler arasında bölünmüş durumda. Parlamento binasının önünde Avrupa Birliği bayraklarıyla bir grup hep nöbette.
Bütçesizlik ve düşük gelir
Bu arada kalmışlık, Gürcistan'ın ekonomisini de etkilemiş. Başkent gerçekten fakir, ülkenin geri kalanını siz düşünün. Tiflis'in yapı stoğu ciddi ölçüde dökülüyor. Ülkenin gösterişli parlamento binasının ve aynı sokaktaki güzel müzelerinin hemen arka sokağında en az 60 yıllık, bir duvarı çökmek üzere, sıvasız kararmış apartmanlar görüyorsunuz. Şehir insanın içinde yaşamayı hayal edemeyeceği eskilikte ve bakımsızlıkta evlerle dolu. Başkentin merkezinin bu durumda olması şaşırtıcı olduğu kadar da açıklayıcı.
Korolar Festivali'nin konuğu olan Rezonans olarak da bunu deneyimledik. Bu süreç içinde Rezonans'ı ağırlayan tüm kurumlar ve temsilcileri son derece kibar ve iyi niyetli insanlar. Ancak Rezonans'ın konser verdiği Tiflis Resital Salonu Atatürk Kültür Merkezi'yle, CSO'yla kıyaslanamaz bile.
Gürcistan'ın ciddi derecede yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyduğu, istikrar ve ayakları yere basan uzun vadeli politikalarla kabuk değiştirebileceği görülüyor.
Tıpkı Balkan ülkelerinde olduğu gibi Gürcistan'da da ciddi bir Türkiye etkisi olduğunu görmek mümkün. Özellikle market ürünlerinin ezici çoğunluğu Türk markaları. Hatta ürünlerin üzerindeki yazılar bile Türkçe. Turizm sektöründeki Gürcülerin tamamı temel Türkçe biliyor.
Trafik kaosu içinde bir düzen
Bu ülke, şok edici bir gerçekliğe sahip. Yıllarca Gürcistan'da yaşasam da anlayamayacağım bir gerçeklik: Trafikte hem sağ direksiyonlu hem de sol direksiyonlu otomobiller var. Trafik Türkiye'deki gibi sağdan akıyor ancak birçok otomobilde direksiyon sağda. Ülkede kaza yapmamış araç neredeyse yok. Bir sandalye çekin, sadece yoldan geçen araçları izleyin. Neredeyse hepsinin hasarlı olduğunu göreceksiniz. Kaputu tamamen olmayan araçlar, farları kırık araçlar, kapısı ve tavanı farklı renk olan araçlar; şok edici. Kentin trafiği de ciddi derecede kaotik. Günün her saatinde trafiktesiniz. Yollar karmakarışık ve tüm yollarda öncelik karmaşası olduğundan dolayı kavgalar, kazalar, ani frenler çok normal.
Peki trafikte hem sağ hem sol direksiyonlu otomobillerin bulunmasının sebebi nedir? Evet, alım gücünün düşüklüğü. Gürcistan mütevazı bir ülke olduğundan dolayı direksiyonu sağda olan ikinci el otomobiller trafiğin soldan aktığı Asya ülkelerinden ithal ediliyor. Bu otomobiller ciddi derecede ucuz, düşük gelirli kesim bu otomobilleri satın alıyor. Ancak halkın alım gücünün düşüklüğünün çözümü sağ direksiyonlu ucuz otomobiller ithal etmektense köklü tarım, sanayi ve eğitim reformlarıyla halkın seviyesini yükseltmek olsaydı tabii ki daha sağlıklı olurdu.
Bu 5 gün içinde İstanbul'da görmediğim kadar ultra lüks otomobili de Tiflis'te gördüm. Yani halkın çoğunluğu fakirlikten sağ direksiyon otomobil alırken, küçük bir kesim lüks spor otomobilleri alabiliyor. Bu da akıllara Gürcistan'ın bir kumar merkezi olmasını getiriyor. Gürcistan sokaklarında denk geldiğiniz bir vatandaştan kumarda neler kaybettiğine dair bir hikaye duymak oldukça olası. Biz bir taksiciden duyduk, 3 otomobilinin 2'sini kumarda kaybetmiş. Son otomobiliyle taksicilik yapıyor.
Yeşillikler içinde dağlar, şehirler
Gürcistan'ın dağları, tepeleri, kentleri olabildiğince yeşillikler içinde. Çocukluğumun eski Bursa'sı gibi adeta. Dağlarda yapılaşma yok, kent ağaçlarla dolu.
Havası da Doğu Karadeniz'e tabii ki çok yakın. Genelde kapalı ve yağmurlu. Sürpriz yağmurlara da hazırlıklı olmak gerekiyor. Biz Tiflis'teyken kısa bir süre de olsa dolu yağdı.
Yağmur sonrası gelen o toprak kokusunu seviyorsanız Tiflis tam size göre.
Gürcü mutfağından tanıdık tatlar
Gürcistan mutfağı için Kafkasya ve Karadeniz mutfaklarının kesişimi diyebiliriz. Haçapuri ve hinkali o kadar yaygın ki bu iki yemeğin şeklinde hediyelik eşyalar satılıyor ülkede. Haçapuri bildiğimiz peynirli yumurtalı tereyağlı pide. Gerçekten çok lezzetli. Bu işte ustalaşmışlar. Bizim kolot peynirine benzer bir peynir kullanıyorlar. En kalitelisi bile yaklaşık 300 lira. Burada Gürcistan'ın alım gücü ve Türkiye'deki gıda enflasyonunun geldiği seviye daha çok belli oluyor.
Hinkali ise büyük taneli mantı. Bir porsiyonda 5 adet mantı bulunuyor. O kadar büyük bir taneden bahsediyoruz. Kayseri'nin "Bir kaşığa 40 mantı sığacak" tarzından epey bir farklı. Bu mantıyı ısırıyorsunuz, içindeki suyu içiyorsunuz ve daha sonra yemeye devam ediyorsunuz. Usül böyleymiş. Hinkalinin domuz etlisi, dana etlisi ve patateslisi bulunuyor.
Ve geldik genetik olarak bazı insanların kabusuna: Kişniş... Gürcistan memleketi bir kişniş memleketidir. Maydonozun şekline çok benzeyen ancak tadı bana göre tamamen katı sabun olan bu sebzeden kaçmak mümkün değil. O kadar kullanılıyor ki boş bir odaya girseniz bile artık kişniş kokusu alıyorsunuz. Kişnişe denk gelmemek için tüm turne boyunca haçapuri yedim. Buna rağmen kaçamadığım kabus dolu anlar oldu.
Kişniş nedir?
Kişniş, maydanozgiller (Apiaceae) ailesindeki 3 bin 700 türden biri olan bir bitki türü. Anavatanının İran ve Güney Kafkasya, yani Gürcistan olduğu tahmin ediliyor.
Bu bitkiyi özel kılan bir durum var: İnsanların genlerine bağlı olarak tadı değişiyor. İnsanların yüzde 3 ila yüzde 21'i, bu bitkiyi yediklerinde deterjan ya da sabun tadı alıyor. (Ne yazık ki ben bu azınlığın içindeyim)
Kişniş yediklerinde sabun tadı alanların bu algıları 2 ayrı tek nükleotit polimorfizmi (SNP) ile ilişkili. Yani insanların genomlarındaki 2 ayrı gen üzerindeki tek bir nükleotitte meydana gelen bir değişim, tat tomurcuklarının yapısını etkileyerek kişniş yendiğinde sabun tadı alınmasına neden oluyor.
Biz mutasyonlu canlıların mutfağından kişniş uzak dursun...
Rezonans'ın Gürcistan turnesi ve Gürcü müziği
İçinde bulunduğum koro Rezonans, şefliğini Burak Onur Erdem'in, yardımcı şefliğini Ayşe Büşra Yakar'ın yaptığı bir çoksesli koro. Repertuvarı çok çeşitli olmasına rağmen Gürcistan turnesi için özellikle Türk bestecilerin düzenlediği, kendi kültürümüzü yansıtan eserler seçildi. Bu yolla müzik aracılığıyla kültürlerin tanıtımı amaçlandı.
Gürcistan dünyanın en eski Hristiyan ülkelerinden biri. Hristiyanlık, çoksesli müziği kültür kodlarında taşıyan bir din. Bu nedenle Gürcistan'da ciddi bir çoksesli müzik kültürü var. Gürcü çoksesli müziğinin karakteristik özelliklerinden biri solo üzerine inşa edilmiş çoksesli harmoni. Türkiye'deki çoksesli müzik soprano, alto, tenor ve bas partilerinin genel olarak organik bir şekilde şarkıyı taşıması üzerinedir. Sololar da şarkı içinde homojen bir şekilde yer alır. Gürcistan'da ise koro şefinin bile solosu var ki bu Türkiye'de hiç olmayan bir durum. Sahnedeki duruş, performans sırasındaki davranışlar Türkiye'dekinden çok daha esnek.
Rezonans'ın besteci Hasan Uçarsu'ya ait seslendirdiği eserler Gürcü müzikseverler tarafından ilgi çekti ancak tüm spot ışıklarını türkü düzenlemeleri aldı. Makamlı çoksesli müzik gerçekten bu müziğe aşina olmayanlar tarafından ciddi derecede beğeniyle karşılanıyor.
De facto olarak Gürcistan'dan bağımsız olan ve Rusya'nın etkisinde bulunan Abhazya Özerk Cumhuriyeti'nden kaçmak zorunda olan ailelerin çocuklarının kurduğu Kurashvili Abkhazian State Capella, büyüleyici müzikleriyle herkesi etkiledi. Rezonans'a harika bir ev sahipliği yaptı. Müziğin ve kişnişin memleketi komşu Gürcistan bölgeyi ve küresel siyaseti anlamak için harika bir lokasyon olduğu gibi, iyi insanları ve doğal güzellikleriyle de görülmesi gereken bir yer. Teşekkürler, madloba! მადლობა